Nero indir; Campus Martius

Posted on February 29th, 2008 in Uncategorized by admin

Campus Martius (Latince Roma’lı kahramanların üzerinde yürüdüğü “Tanrı Mars’ın alanı”, İtalyanca Campo Marzio), Antik Roma’da halk tarafından sahiplenilmiş yaklaşık 2 km² (600 acres) genişliğinde alan. Orta çağlarda Roma’nın en meşhur yeriydi. Günümüz Roma’sının IV rione’si (bölge) olan Campo Marzio, orijinal alanın daha küçük bir bölümünü içerir ve aynı adı taşır.

Antik Roma Çağı

Roma’nın kuruluşundan önce, Campus Martius Tiber Nehri’nin Tiber adası yakınlarındaki kıvrımının batısına yakın, Quirinal Tepesi’nin Doğusunda ve Capitol Tepesi’nin Güneydoğusunda alçak seviyeli bir düzlüktü.

Bie efsaneye göre, Campus Martius Roma’nın son Kralı Tarquinius Superbus’a ait bir buğday tarlasıydı ancak Roma Cumhuriyeti’nin kuruluşu sırasındaki devrimde yakılmıştı.

Şehrin kurulmasının ardından gelen ilk yüzyıllarda bölge hala Servian Duvarı’nın dışındaydı. Campus, atların ve koyunların otlatılması, Roma ordusunun askeri eğitim etkinlikleri için ya da ordunun sahip olduğu silahları kullanma hakkı olan özel kişiler tarafından eğitim amaçlı kullanılmıştır. Roma savaş tanrısı olan Mars’a ithaf edilmişti ve üzerinde antik bir sunak vardı ve zamanla ordu ve askerlerle bağlantılı hale gelmeye başlamıştı. Başlangıçta, alan sıklıkla askerleri eğitmek amaçlı kullanılmıştı. Sonradan, başarılı geçen askeri seferlerin kutlanması için yapılan geçit törenlerinin merkeziydi.

Şehir duvarlarının dışında olması nedeniyle, Campus Martius dinleyiciler, şehre giremeyen yabancı elçiler ve yabancı tapınım kültlerine ait tapınaların dikilmesi için uygun bir yerdi.

M.Ö. 221′de, Campus Martius’un güney tarafında Tiber yakınlarında Circus Flaminius inşaa edildi. Araba yarışları için yapılan bu pist, sonradan Via Flaminia’yı da yaptıran Gaius Flaminius Nepos’un adıyla anıldı.

Sulla’nın çağında, bir çok bina, etkili Roma’lılar tarafından satın alındı ve insulae (apartman blokları) ve villa’lar ortak kullanım alanlarına kadar girdi. Ardından zaman içinde comitia centuriata adını alarak ,silahlarla birlikte yapılan şehir toplatıları ve şehir milis’leri için toplanma yeri haline geldi. Pompey, Roma’nın ilk taş tiyatro binasını M.Ö. 55 yılında Campus Martius’da inşaa ettirdi: Bu bölgedeki ilk gerçek anıttır. Alan aynı zamanda seçim toplantıları içinde kullanılmıştır. Julius Caesar, Saepta (içinde seçim yapılan bina) yeri olarak burayı uygun görmüş ve bunlar sonradan mirasçısı Augustus tarafından tamamlanmıştır. M.Ö.33′de Octavian, Dalmaçya Savaşı ganimetleriyle Porticus Octaviae’yı (Octavian portiko’su) yaptırmıştır.

Roma İmparatorluğu’nun başlarındaki Augustus döneminde, alan resmi olarak şehrin bir parçası haline geldi. Şehir 14 yönetim bölgesine bölündü ve Campus Martius, Doğu’da VII Via Lata ve nehir yakınlarındaki IX Circus Flaminius arasında ikiye bölündü.

Campus Martius, aynı zamanda Roma Senatosu tarafından Augustus barışını kutlamak için yaptırılan Ara Pacis’i de (Barış Sunağı) içerir. Augustus’un İmparatorlukta istikrarı sağlama uğraşlarının başarıya ulaştığını sembolize eder.

Marcus Vipsanius Agrippa, orijinalinde bataklık olan zemine Laconicum Sudatorium ya da Agrippa Hamamları olarak bilinen, havuz,hamam,parklar ve tapınaklar inşaa ettirdi, Porticus Argonautarum ve en dikkat çekici olanı olarak Hadrian zamanında yeniden inşaa edilen ve bu gün hala ayakta olan Pantheon’da yine onun tarafından inşaa ettirilmiştir. M.Ö. 19′da yeni hamam ve yapılara su sağlayan Aqua Virgo tamamlandı.

Çok da bilinmeyen kuzey köşesinde devasa Augustus Mozelesi bulunur. Yapılan diğer binalar şöyledir: Marcellus Tiyatrosu, Isis tapınağı (Caligula döneminden), hamamlar ve Nero köprüsüd.

80 yılındaki büyük yangından sonra, Domitian yanan anıtlara ek olarak bir stadium (bugünün Piazza Navona’sı) ve bir Odeion (küçük bir gösteri salonu) yaptırtmıştır.

Aşamalı olarak Campus zaman içinde tapınak,kamu binaları, dolmuş filled with temples and public buildings, sirkler, tiyatrolar, portikolar, hamamlar, anıtlar, sütunlar ve obelisk’lerle dolmuştur. İlginç bir şekilde, alan her ne kadar savaş tanrısı Mars’a adanmışda da Geç Roman döneminde onun adına hiç bir yapı inşaa edilmemiştir.

Bu alan her ne kadar başlangıçta şehir duvarlarının dışında kalsada, sonunda savunma amaçlı olarak 270 yılında yapılan Aurelian Duvarı’nın içine alınmıştır.

Orta çağ

Barbar istilalarından sonra Roma’ya su sağlayan kemerlerinin yıkılması üzerine, tepeler üzerindeki nüfus hızla azaldı ve Tiber nehri suyuna bağlı olarak taşkın tehlikesine rağmen Campus Martius etrafından yoğunlaştı.

Nehre ve Vatikan’a olan yakınlığından dolayı, alan Orta çağ’da şehrin en meşhur yeri haline geldi. Nehir, gelişen bir ekonomiyi ve su tedariğini desteklerken, şehre gelen hacılarda bölgenin zenginleşmesine yardımcı oldu.

Roma’yı Avrupa’nın geri kalanına bağlayan yol olan Via Cassia, Roma’ya Campus Martius’un kuzey köşesindeki Porta del Popolo dan (”halkın kapısı”) geçerek giriyordu. Via Cassia, Roma’yı diğer kentler Viterbo, Siena ve Floransa’ya bağladığı için Orta çağın en önemli yolu haline geldi.

Bölgenin öneminin artması üzerine, bir kaç papa bölgenin şartlarını geliştirmeye karar verdiler. 1513-1521 yılları arsında Papa Leo X, Porta del Popolo yu Vatikan’a bağlayan bir yol yaptırdı. Önceleri Via Leonina olan yolun adı, papa’nın ardından meşhur limanı nedeniyle Via di Ripetta adıyla anılmaya başlandı. Bölgenin temizliği için bir kaç Roma su kemeri restore ettirildi.

Orta çağ’da Roma nüfusunda yaşanan olağan üstü artış sonucunda Campus Martius, bir çok yabancın yerleştiği kalabalık, multi-kültürel bir yer haline geldi. 1555 yılında, Papa Paul IV Campus Martius’un kuzey köşesini Yahudi nüfusu için getto olarak düzenletti.

Modern Roma

Rönesans’ın ardından, Roma’nın tamamında olduğu gibi Campus Martius çok fazla değişmedi; başka büyük yapı projeleri olmadı ve nüfusu azaldı. Bu durum, Roma’nın 1870 yılında yeni doğan İtalya krallığının başkenti olmasıyla değişti. Bundan sonra bölge daha kalabalık hale geldi ve nehir taşkınları için bölgeye setler yapıldı. Bu her ne kadar bölgeyi su taşkınlarına karşı daha güvenli hale getirdiyse de, yüksek setler Ripetta (”küçük bank”) olarak bilinen geleneksel seti ve nehre doğru uzanan dar caddeleri ve nehir kıyısındaki yerel mimari örneği evlere zarar verdi.

  • Comments Off

Knight online indir; Ultima Online

Posted on February 24th, 2008 in Uncategorized by admin

Ultima Online, Origin Systems tarafından yapılmış ve EA Games tarafından 25 Eylül 1997′de piyasaya sürülmüş bir MMORPG oyunudur. Oyun, yine Origin Systems tarafından tasarlanmış Ultima adlı oyun serisinin devamı niteliği taşır.

Oyun Evreni ve Oynanış

Oyun, serinin diğer oyunlarının da geçtiği Ultima evreninde geçmektedir. Oyundaki genel amaç, özetle, shard adı verilen çok sayıdaki sunucudan birine bağlanmakPek çok MMORPG oyunu gibi, Ultima Online’ı oynayabilmek için de aylık bir ücret ödemek gerekmektedir. Ücretler için [1], burada bir karakter yaratmak ve bu karakteri olabildiğince geliştirmektir. Oyuncu, karakterini yaratırken onun ismini, fiziksel özelliklerini, yeteneklerini ve doğduğu şehri belirler. Karakter, doğduğu şehirde oyuna başlar. Oyuncu oyunu oynadığı sırada, önceden belirlenmiş kurallar[2] çerçevesinde istediğini yapmakta özgürdür.
Oyun grafikleri iki boyutluSon yapılan güncellemeler doğrultusunda üç boyutlu grafikler oyunun Kingdom Reborn’dan önceki sürümlerinden kaldırılmıştır. ve izometriktir. Ses efektleri WAV formatında, müzikler ise MIDI ve MP3 formatındadır..

Yetenek Puanları ve Karakter Gelişimi

Genel anlamda karakterlerin gelişmişliği, yetenek puanlarının büyüklüğü ile ölçülür.
Oyun, terzilikten büyücülüğe, ozanlıktan hırsızlığa, oldukça geniş bir yetenek yelpazesi sunar. Yetenek puanları, tek ondalık basamaklı, yüz üzerinden sayılarla belirlenir. Her yetenek için en yüksek değer 100.0′dır fakat RunUO serverlarda, oyun içinde elde edilebilen özel eşyalar sayesinde bu değer 120.0′a çıkartılabilir. Benzer şekilde, bir karakterin yetenek puanları toplamı için sınır 700.0′dır ve yine RunUO serverlarda bu sınır, oyuncunun hesap yaşına göre 720.0′a kadar çıkabilir.
En güncel sürüme göre bir karakterin sahip olabileceği yetenekler şöyledir (İngilizce):

  • Alchemy
  • Anatomy
  • Animal Lore
  • Animal Taming
  • Archery
  • Arms Lore
  • Begging
  • Blacksmithy
  • Bowcraft/Fletching
  • Bushido
  • Camping
  • Carpentry
  • Cartography
  • Chivalry
  • Cooking
  • Detecting Hidden
  • Discordance
  • Evaluating Intelligence
  • Fencing
  • Fishing
  • Focus
  • Forensic Evaluation
  • Healing
  • Herding
  • Hiding
  • Inscription
  • Item Identification
  • Lockpicking
  • Lumberjacking
  • Mace Fighting
  • Magery
  • Meditation
  • Mining
  • Musicianship
  • Necromancy
  • Ninjitsu
  • Parrying
  • Peacemaking
  • Poisoning
  • Provocation
  • Remove Trap
  • Resisting Spells
  • Snooping
  • Spellweaving
  • Spirit Speak
  • Stealing
  • Stealth
  • Swordsmanship
  • Tactics
  • Tailoring
  • Taste Identification
  • Tinkering
  • Tracking
  • Veterinary
  • Wrestling

Karakterlerin, yetenek puanları dışında, kuvvet, çeviklik ve zeka olmak üzere üç adet fiziksel puanı bulunmaktadır. Bu puanların toplamı 225′i geçemez ve puan başı en yüksek değer RunUO serverlarda 125, Sphere serverlarda ise 100′dür. Oyuncu hesabının, Age of Shadows eklenti paketinin piyasaya sürüldüğü tarihten eski olması halinde puan toplamı 255′e kadar çıkarılabilir.

Eklenti Paketleri

Orijinal Ultima Online üzerine, oyunun devamlılığını sağlama amacıyla çeşitli eklenti paketi hazırlanıp piyasaya sürülmüştür. Bu eklenti paketleri oyuna yeni silahlar ve yaratıkların yanı sıra, yeni karakter sınıfları, hatta oyun içinde gidilebilecek yeni topraklar da sunabilmektedir. Şimdiye dek piyasaya sürülmüş sekiz adet eklenti paketi bulunmaktadır.
Bu paketlerin isimleri ve piyasaya sürülüş tarihleri şöyledir:

No. Paket İsmi Çıkış Tarihi
0 Ultima Online 25 Eylül 1997
1 Ultima Online: The Second Age 1 Ocak 1998
2 Ultima Online: Renaissance 3 Nisan 2000
3 Ultima Online: Third Dawn 7 Mart 2001
4 Ultima Online: Lord Blackthorn’s Revenge 24 Şubat 2002
5 Ultima Online: Age of Shadows 28 Şubat 2003
6 Ultima Online: Samurai Empire 2 Kasım 2004
7 Ultima Online: Mondain’s Legacy 30 Ağustos 2005
8 Ultima Online: Kingdom Reborn 27 Haziran 2007
  • Comments Off

Media player indir; FC Sion

Posted on February 23rd, 2008 in Uncategorized by admin

FC Sion, 1909 yılında İsviçre’nin Sion şehrinde kurulan ve şu anda İsviçre 1. Ligi’nde mücadele eden futbol kulübüdür. Maçlarını, 20.187 koltuk kapasiteli Stade Tourbillon stadında oynar.

  • İsviçre Kupası
    • Şampiyon (10): 1965, 1974, 1980, 1982, 1986, 1991, 1995, 1996, 1997, 2006
  • Şimdiki Kadrosu

    23 Temmuz 2007 tarihinde
    FC Sion Kadrosu

    Kaynaklar

    • Comments Off

    Gta indir; Kötekli, Muğla

    Posted on February 23rd, 2008 in Uncategorized by admin

    Kötekli, Muğla ilinin Merkez ilçesine bağlı bir köydür.

    Tarihi

    Köyün adının nereden geldiği ve geçmişi hakkında bilgi yoktur.

    Kültür

    Köyün gelenek, görenek ve yemekleri hakkında bilgi yoktur.
    simdiye kadar kötekliye has bir yemek yemedim,indir pilav kaldir corba, biber kizartmasi yogurtlu kizarma,unutmadanda yazayim börülce unutulmasin,kültür meselesindede.köyün hic bir yerinde ne bir anıt nede tarihi bir yapi göremedimç görenler eklesin,bazar kültürü bile yok. en büyük eksiklik.eskiden 1980 öncesi insanlar üc bes keciye arsa takas ederlermis.ya simdi ögrenciler sayesinde bin metre kare 250,000 ytl ister oldu insanlar. o para ile 1000 tane oglak alinir herhalde.ama 1000 oglak 1000 metre kare yerde yayilirmi orasini bilemem.

    Coğrafya

    Muğla merkezine 5 km uzaklıktadır.

    İklim

    Köyün iklimi, Akdeniz iklimi etki alanı içerisindedir.

    Nüfus

    Yıllara göre köy nüfus verileri
    2007
    2000 1869
    1997 3328

    yilin en az 9 ayi nüfusun 10 bini gectigi kötekli köyü önümüzdeki yillarda mugla merkeze yakin olacaktir son yillarda 2007 de su sikintisi var. nüfus artmakta ama hic bir önlem alinmamakta. elk,su, aynen düsük voltajdan ginaa geldi valla her kösede yaa berber, ya bakkal, yada yemek yeme yerleri. (hijenik olmayan)var her tasin altindan ögrenciye apart cikiyor.

    Ekonomi

    Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.
    hayvancilikta bitti bitmek üzere cünki hayvanlari otlatacak yer kalmadi. cünki her meranin üzerinde apartlar var.eskiden koyun keci besleyip sütünü sagarlarmis, simdi ögrenciler sagilmakta.ama nafile bu carkin bir parcasi yoksa ekonomi nasil döner.köteklide.

    Muhtarlık

    Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

    Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

    2004 -
    1999 -
    1994 -
    1989 -
    1984 -

    kötekli artik mugla belediyesine katildi bi anlamda mahhallesi oldu. bakalim bundan snr belediyenin icraatlarina.yinede diger yerlere nazaran kötekli iyi ama daha IYI olabilir.

    Altyapı bilgileri

    Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
    alt yapi sanki var gibi.neden onuda yazayim cünki köteklinin girisi ufak bir yagmur yagdimi herseyi ifade ediyor kisi köteklide gecirecekseniz mutlaka cizme getirin

    Knight online indir; Norderwöhrden

    Posted on February 22nd, 2008 in Uncategorized by admin
    Flama Konum
    Temel veriler
    Eyaleti: Schleswig-Holstein
    İli: Dithmarschen
    Rakım: 3 metre
    Yüzölçümü: 18.47 km2
    Nüfus: 289 (30 Eylül 2005)
    Posta kodu: 25746
    Telefon kodu: 0481
    Plaka kodu: HEI
    Belde/belediye başkanı: Kay Uwe Evers
    Resmi Web Sitesi: www.wesselburen-online.de

    Norderwöhrden Almanya’nın kuzeyinde Schleswig-Holstein eyaletinde, Dithmarschen iline bağlı bölge. 18.47 km2 yüzölçüme sahiptir. Nüfusu, 30 Eylül 2005 itibarıyle yaklaşık 289 olarak tesbit edilmiştir. Belediye Başkanlığı Kay Uwe Evers tarafından yürütülmektedir.

    • Comments Off

    Türkçe müzik indir; Mavi Mavi

    Posted on February 19th, 2008 in Uncategorized by admin

    Mavi Mavi, İbrahim Tatlıses’in 1985 yılında satışa sunulan albümünün adıdır. Bayar Müzik etiketiyle çıkan albümün arabesk parçaları içeren A yüzünün müzik yönetmenliğini Burhan Bayar; Türk Halk Müziği parçaları içeren B yüzünün müzik yönetmenliğini ise Arif Sağ üstlenmiştir.

    Albümdeki Şarkılar

    1. Mavi Mavi Söz: Yılmaz Tatlıses Müzik: Burhan Bayar
    2. Sevmek Söz: Tahir Paker Müzik: Burhan Bayar
    3. Yalnızım Söz: Tahir Paker Müzik: Burhan Bayar
    4. Bırakın Gitsin Söz: Levent Bektaş Müzik: Uğur Bayar
    5. Gel De Yaşa Söz: Fethi Demir Müzik: Uğur Bayar
    6. Leylim Ley Söz: Sabahattin Ali Müzik: Zülfü Livaneli
    7. Yallah Şoför Derleyen: Abdurrahman Kızılay
    8. Dere Kenarından Geçtim Söz-Müzik: Anonim
    9. Evlerinin Önü Boyalı Direk Derleyen: Abdurrahman Kızılay (Uzun Hava: Seyfettin Sucu)
    10. Eli Develi(Uzun Hava) Söz-Müzik: Anonim
    11. Aşk Kalbimde Yer Almış Söz-Müzik: Anonim
    • Comments Off

    Ilahi indir; İlahi

    Posted on February 19th, 2008 in Uncategorized by admin

    İlahi, Allah’ı övmek, O’na dua etmek ve en büyük aşkın Allah aşkı olduğunu belirtmek amacıyla yazılmıs makamla okunan dini tasavvufi halk edebiyatı nazım şeklidir. Arapça kökenli bir kelimedir. Bir başka kullanımı da şaşma ve sitem bildiren ünlemdir.

    İlahiler çok eski zamanlardan bu yana dinlerin ve inançların önemli bir parçasını oluşturmuştur. Her dinin ilahilere farklı bir bakışı vardır. Her dinin farklı ilahileri vardır. İlahiler bir dinin kutsal metinlerinin bir parçasını oluşturup, kutsi bir mahiyete sahip olabilir veya sadece o dinin inandığı Tanrı veya tanrısal mefhumları övmek için inananlar tarafından yazılmış, kutsiyeti bulunmayan metinler de olabilirler. İlahiler çoğu dinde din eğitiminin önemli bir parçasıdır. Bazı dinlerde ve inanışlarda ilahi söylemek bir tür ibadettir. Fakat, ilahi söylemek çoğu inanışta belirli ibadetlerin sadece bir parçasını oluşturur.

    İlahiler tarikatlere göre değişik isimler alır. Mevlevilerde ayin, Bektaşilerde nefes, Alevilerde deme(deyiş), diğer tarikatlerde de cumhur ve ilahi adını alır.

    7′li, 8′li ve 11′li hece ölçüsü ile yazılır. Dörtlük sayısı 3 ila 7 arasındadır.

    İlahi nazım şeklinin öncüsü YUNUS EMRE’dir.Yunus Emre, şiirlerini halkın anlayabileceği sade bir dille yazmıştır.Hece ölçüsü kullanmıştır.11′li hece ölçüsünü kullanmıştır.Halkın içinden biri olduğu için halk tarafından çok sevilmiştir ve dili halkın dilidir.

    • Comments Off

    Melodi indir; C Sharp programlama dili

    Posted on February 17th, 2008 in Uncategorized by admin

    C# Programlama Dili(si şarp şeklinde telafuz edilir), Microsoft’un geliştirmiş olduğu yeni nesil dilidir. Yine Microsoft tarafından geliştirilmiş .NET teknolojisi için geliştirilmiş dillerden biridir.
    Microsoft tarafından geliştirilmiş olsa da ECMA ve ISO standartları altına alınmıştır.

    C#’ın isimlendirilmesinde, bir melodi anahtarı olan C# Major’den esinlenilmiştir. C# gibi, C programlama dili temel alınarak tasarlanan [[C++]] programlama dilinin isimlendirilmesinde ki yaratıcılığına ulaşma çabası olarak görülebilir(C dilinde bir sayı değişkenini bir arttırma işlemi için ++ soneki veya başeki kullanılır).

    Bu dilin tasarlanmasına Pascal, Delphi derleyicileri ve J++ programlama dilinin tasarımlarıyla bilinen Anders Hejlsberg liderlik etmiştir.

    Birçok alanda Java’yı kendisine örnek alır. .NET kütüphanelerini kullanmak amacıyla yazılan programların çalıştığı bilgisayarlarda uyumlu bir kütüphanenin ve yorumlayıcının bulunması gereklidir. Bu, Microsoft’un .Net Framewok’u olabileceği gibi ECMA standartlarına uygun herhangi bir kütüphane ve yorumlayıcı de olabilir. Yaygın diğer kütüphanelere örnek olarak Portable.Net ve Mono verilebilir.

    Özellikle nesne yönelimli programlama kavramının gelişmesine katkıda bulunan en aktif programlama dillerinden biridir .NET platformunun anadili olduğu bazı kesimler tarafından kabul görse de bazıları bunun doğru olmadığını savunur.

    Dizayn hedefleri

    ECMA standart dizayn hedeflerini C# icin soyle siralar:

    • C# basit, modern, genel-amacli, nesneye yonelik programlama dili olarak tasarlanmistir.
    • Cunku yazilimin saglamliligi, guvenirliligi, ve programcilarin uretkenliligi onemlidir. C# yazilim dili, guclu tipleme kontrolu (strong type checking), dizin sinirlar kontrolu (array bounds checking), tanimlanmamis degiskenlerin kullanim tespiti, (source code portability), ve otomatik artik veri toplama gibi ozelliklerine sahiptir.
    • Programci portatifligi ozellikle C ve C++ dilleri ile tecrubesi olanlar icin cok onemlidir.
    • Enternasyonal hale koymak icin verilen destek cok onemlidir.
    • C# programlama dili sunucu ve gomulu sistemler icin tasarlanmistir. Bununla birlikte C# programlama dili en basit islevselli fonsiyondan isletim sistemini kullanan en teferruatlisina kadar kapsamaktadir.
    • C# uygulamalari hafiza ve islemci gereksinimleri ile tutumlu olmak uzere tasarlanmistir. Buna ragmen C# programlama dili performans acisindan C veya assembly dili ile rekabet etmek icin tasarlanmamistir.

    Örnek “Merhaba Dünya!”

       class MerhabaDunya
       {
           static void Main(/*string[] args*/)
           {
               System.Console.WriteLine("Merhaba Dünya!");
               //System isim uzayındaki Console sınıfının WriteLine() yöntemini kullanarak
               //basit bir Konsol çıktısı ürettik.
            }
       }
    

    Yukarida ki ornek kod

    Merhaba dunya!
    

    seklinde ekranda ciktisi olacaktir.

    Kritik

    surumlerini yukaridaki internet adresinden yukleyebilir ve ucretsiz olarak Windows ortaminda C# uygulamalari gelistirebilirsiniz.

    • Comments Off

    Knight online indir; Download yönetici

    Posted on February 14th, 2008 in Uncategorized by admin

    Bir download yönetici dünya ağına bağlanabilen web browserden farklı olarak internetteki dosya ve benzeri şeyleri indiren bilgisayarlar için tasarlanmış programlardır.

    Bunlara bakınız

    Download yöneticileri listesi

    Www indir; Darkale, Soma

    Posted on February 14th, 2008 in Uncategorized by admin

    Darkale, Manisa ilinin Soma ilçesine bağlı bir köydür.

    Tarihi

    Trakhoula sözcüğünün Hellen dilinde bir anlamı olmamasına rağmen Rumca Trakhys (taşlık,kayalık) sözcüğünden türetildiği sanılmaktadır.Prof.B.Umar’a göre kayalık yerdeki kent anlamındadır.
    Günümüzde bir maden işletmesi ile Darkale köyünün bulunduğu yerdeki kentin tarihi ile bilgilerimiz yetersizdir.Ayrıca Eski Çağ kalıntıları da günümüze ulaşamamıştır.Yalnızca Bizans İmparatorluğu’nun son piskoposluk listelerinde ismi geçmiştir.

    Kültür

    EVLENME
    A) Evlenme Çağı ve Evlenme İsteğini Belirtme

    Evlenme çağı kızlar için (17-18), erkekler için (20-22) yaşları arasında değişir. Bunun dışında, kızlarını (15-16) yaşlarında evlendirdikleri de olur. Erkeklerin askerliklerini yapmadan evlenmeleri ise. az görülür olaylardandır.
    Evlenme isteğini belirtmek ancak, erkekler için söz konusudur. Bir genç, “Babasının ayakkaplarını ters çevirerek ya da onları, birer çivi ile yere tutturarak “evlenme isteğini anlatmış olur. Bazı köylerde ise, bu belirtme “babasının ayakkaplan İçine su dökmek” suretiyle olur

    B) Kız Bulma. Dünürcülük ve Söz Kesme

    Evlenecek gencin annesi, çevrede en çok beğenilen kızı oğluna almak için; büyük çalışma ve gayret gösterir. Önce kız evine yanına kimseyi almadan gider, bir misafir gibi oturup kızın bütün davranışlarını inceler. Beğendiği takdirde, eve döner ve kızı oğluna son derece öğer. Böylece gencin annesi oğlunun daha önce kızı dıştan görüp beğenişini ve kızla evlenme isteğini kuvvetlendirmiş olur. Bu defa, anne ve baba gizlice çalışır, faaliyete geçerler.
    Yapılan çalışmalar sonunda, kız evi tarafından “Red cevabı” alınmayacağı anlaşılırsa; çevrenin ileri gelenlerinden 3-4 kişilik bir heyet (Biri çoğu zaman din adamı olur), kızın babasına gönderilir.
    Kızın babası gelenlere çok iyi bir şekilde ikramda bulunur. Hal hatır sorulduktan sonra veya konuşma arasında, sözü dinlenir kişilerden biri; “Kızınız filanı, Allah’ın emri ve Peygamberin kavliyle filanın oğluna istemeğe geldik” der. Başka bir söyleyişle, “Allah’ın emri ile kızınıza filanın oğlu için dönür (Dü-nürcü) geldik” der veya diyebilir.
    Esasen, önceden zemin hazırlandığından kız babası; “Madem ki siz münasip gördünüz ne diyelim” yada, “Nişanınızı gelin takın” şeklinde bir karşılıkla kızını verdiğini bildirmiş ve neticede söz kesilmiş olur.
    Eğer yukarda açıklandığı şekilde, kız evinin bu konudaki tutumu önceden anlaşılmamış ise; ilk defa kız istemeğe gidenlere (Dünürlere) kesin olarak söz verilmez. Ancak, ikinci veya üçüncü görüşmede söz kesilir.
    Buna rağmen söz kesilmeden önce kız evinin, söz ve hareketleri ile meramını anlatması mümkün görülmektedir. Yalnız, bu davranışlar köye ve kent’e göre farklılık gösterir.
    Örneğin kız babası (yoksa evin büyüğü) yapılan teklifi olumlu buluyorsa;
    “Hayırlısı olsun”
    “Nasipse olur, biraz düşünelim”
    “Biz önce kendi aramızda görüşelim sonra haber veririz” şeklindeki cevaplardan biriyle karşılık verir. Bu meyanda, dünürlere ikramda bulunulur; ayakkapları da gidiş yönüne doğru çevrilip düzeltilir.
    Fakat, kız evi teklifi uygun bulmuyorsa;
    “Nasibinizi başka yerde arayın.”
    “Kızımız henüz çok küçük”
    “Bizim kız, oraya yaramaz”
    “Bu iş için hiç ısrar etmeyin” şeklinde cevap verir.
    Sonuç olarak, ikinci halde pek ısrar edilmez. Birinci halde ise, görüşmelere devam olunur. Böylece ikinci veya üçüncü gidişte dünürlere kesin olarak söz verilir. Başka bir deyişle söz kesilir, kısın babası (yoksa kız evinin büyüğü),”gelin nişanımızı takın” der.
    “Söz kesme” hemen hemen bütün köylerde ve kent’te böyle olmaktadır. Yalnız, incelemelerimiz sırasında üç köyde, söz kesilir kesilmez; dünürlük yapan şahıslardan biri (muhtar olabilir) oğlanın akrabasından hemen orada 100-200 lira (1969′larda) alıp, kızın babasına verir (Türkpiyale. Eynez ve Kayra-kaitı köyleri). Buna, Doğudaki başlık’ın bir kalıntısı gözüyle bakabiliriz.
    Kız evinin, dünürlerin kız istemesi karşısında; nazlanır bir davranış içinde olması normaldir. Ancak. bazan anormal sayılabilecek uzun gecikmeler olabilmektedir. Çoğu kez bu halin, ailenin bireyleri (Fertleri) arasındaki kararsızlıktan ileri geldiği görülür. Örneğin, kız ve kızın anası yapılan teklifi olumlu bulur da; kızın babası razı olmuyorsa, dünürlere cevap vermede haliyle gecikme görülür. Bu kerre kız evinde anayla baba arasında şöyle bir konuşmanın geçtiği de olur:
    “— Biz gizi virem adam. Bunna Hâlemden eyidir. Kendi yavı ile kavrılıp gidyolaa. Halları yavuz bun-laan. Oğlan kahrıman, ge virem bunu…”
    Kızın babası razı edilirse, geç de kalınsa söz kesilir.
    Buraya kadar, kız isteme ve söz kesme konularını özet olarak açıklamaya çalıştık. Şimdi de, yeri gelmişken bazı hususlar üzerinde duralım.
    Kız istemede uğurlu sayılan günler. Perşembe veya Pazar (Gire) günleridir. Bu günlerin akşamları da olabilir.
    Dönürler, kız evine gider gitmez varsa ateşi karıştırırlar; yoksa lambayı söndürürler böylece kızç istemeye geldiklerini belli etmeğe çalışırlar.
    Dönürler. söz kesilmedikçe-susasalar dahi-kız evinde su istemezler. Su isterlerse, iki tarafın arasına “Soğukluk” gireceğine inanırlar.
    Ev sahibi, dönürleri uğurlarken “bize yine buyrun” şeklinde konuşmağa dikkat ederler.
    C) Küçük Nişan (Söz Yüzüğü)

    Söz kesmeden 10-15 gün sonra, küçük nişan yapılır. Küçük nişanda amaç, gençlere nişan yüzüklerinin takılmasıdır. Bunun için önceden, içinde nişan yüzüğü, bilezik, küpe altın, elbiselik kumaş ve çeşitli çerezler bulunan bir bohça; dönürlerle (bazı köylerde muhtar ve imamla) kız evine oğlan evi tarafından gönderilir. Bohçanın içindekiler, 2-3 gün süre ile kız evine gelenlere gönderilir. Gösterme işi bittikten
    sonra kararlaştırılan zamanda, oğlanın anası ve çok yakın iki kadın akrabası (Yengeleri olabilir) kız evi
    ne giderler, bunların içinden en yaşlısı kıza yüzük’ü ve diğer altın eşyayı takar, buna, “Nişan takıldı” ve
    ya “Nişan kondu” denir. Yalnız, şu iki önmeli hususu unutmamalıdır ki; nişan yüzüğü takacakların başın-
    dan behemehal “Tek Nikah” geçmiş olmasına ve bu işin, Perşembe günü veya Pazar günü akşamı yapıl-
    masına çok dikkat edilir.
    Kıza nişan yüzüğü takıldıktan sonra, kız evi de oğlan evine; kız tarafından işlenmiş pembe, beyaz ve
    ya krem renginde bir mendil ve bu mendil içinde nişan yüzüğü ve bir tane karanfil (Pembe renklisi mak-
    bulsayılır) ile şeker gönderilir. Şu kadar ki, kızın gönderdiği karanfilin sapı; “Lavanta” ıslatılmış bir ka-
    dife veya kordelâ parçası ile sarılmış ve üzeri de, sırma gelin teliyle örülmüş olması şarttır. Delikanlı bu çiçeği, ya göğsüne ya da şapkasına tutturur.
    Aradan ik-üç gün geçtikten sonra, kızın babası ve yakın akrabalardan iki kişi oğlan evine gidip, oğ-lan’a yüzüğü takarlar. Böylece 10-15 gün içinde “Küçük Nişan” tamamlanmış ve yapılmış olur.
    Böylece gençlere nişan yüzüğü takıldıktan sonra taraflarca kararlaştırılan bir zamanda; oğlan’m hısım ve akrabaları kızı görmek ve tanımak için. kız evine topluca giderler. Nişanlı kız, gelenlerin ellerini “yaşı ne olursa olsun, çocuklar da dahil” öper ve buna karşılık; elleri öpülenler kız’a bir miktar para verirler. Kız evi de gelenlere, çay, kahve ve ikram eder. Bu toplantıya, halk arasında “Oturma” veya “El öpüntüsü” denir.
    Aradan bir hafta geçtikten sonra kız evi, hısım akrabaları ile birlikte; oğlan eevine gider. Damat adayı nişanlı genç, gelen büyüklerin ellerini öper. Para, hediye gibi bir şey verilmez. Gelen misafirlere çay, kahve ikram edilir.
    Çoğu zaman nişanlanan kız 14-15 yaşları civarında olur. En çok 3 yıl en az 1 yıl bekledikten sonra nişanlılar evlenirler.

    D) Büyük Nişan

    Büyük nişan düğüne 1 -2 ay kala, kız evinin avlusunda yapılır kız ve oğlan evinin bütün akrabaları (ka
    dın akrabalar) o gün için hazır bulunurlar. Gelin adayı nişanlı kız yüzü ve başı bir tülbentle örtülü ola
    rak, münasip bir yere oturtulur. Kız evinin yengelerinden biri; gelen hediyelerin cinsini ve kimin tarafın
    dan getirildiğini yüksek sesle duyurarak, nişanlı kız’ın başına ya da yanına atar (yığar). Böylece, gerek
    erkek ve gerekse kız evinin akrabaları; giyecek, takılacak, yiyecek ve döşenebilecek her türlü hediyele-
    rini o gün getirmiş ve vermiş olurlar. Hediyeler verildikten sonra, oğlan evi tarafından gönderilen çen-
    gi ile eğlenti yapılır.
    Bazı köylerimizde ise, durum böyle değildir. Yapılacak masraflar ve alınacak eşyalar; önceden kararlaştırılarak taraflarca ayarlanır. Örneğin, yatak odası ve mutfak eşyalarını kız evi misafir odasıyle oturma odası eşyalarını da oğlan evi tarafı hazırlar. Damat adayı evlenmeden önce. bir de ev yapar.
    Hediyelerin çokluğu ve değeri hiç şüphe yoktur ki. tarafların mali gücüne bağlı kalmaktadır.
    Büyük nişan’da, genel olarak oğlan evinde bir şey gönderilmez. Yalnız, bir kaç köyümüzde oğlan evine çerez gönderildiği olur. Buna, “Karşılık” da denir. Karşılık gönderen köylerimizden Büyük Güneyi örnek olarak gösterebiliriz.

    E) Hediye ve Çeyizleri Asma (MUSAT)

    Nişanlı kızın çeyizleri ile kendisine gönderilen bütün hediyeler ve oğlan evine gönderilmiş olup ta. çevreye gösterilmesi istenilen hediyeler; düğüne üç gün kala, kız evinin büyük bir odasına asılır ya da ipler üzerine serilir. Buna “Musat” denir. Çevreden gelen kimseler bunları görürler.
    Gelin alınacağı gün (Perşembe veya Pazar günü) öğleden sonra, damadın gönderdiği bir araba İle eşyalar kaldırılır. Eşyalar ile birlikte giden 3-4 kişilik kadın grubu, oğlan evine de bunları yazarlar (sererler, açarlar). Ev ayrı ya da odalar yeter derecede ise; eşyalar yerli yerince konur ve yerleştirilir. Örneğin, ayrı misafir odası ve mutfak varsa; bu bölümlere ait eşya yerli yerine konur. Bu meyanda giyecekler, iplerde asılı olarak kalır; yatak odasına başka eşya konmaz.

    F) Kına Gecesi ve Düğün Geceleri

    Düğün zamanını her iki taraf birlikte kararlaştırırlar. Düğün için uğurlu sayılan günler. Perşembe ve Pazar (Gire) günleridir.
    Kına gecesi. Çarşamba’yı Perşembe’ye veya Cumartesi gününü Pazar’a bağlayan gecedir. Gerek kına gecesi ve gerekse düğün için davet aynı anda yapılır. Bu amaçla, kız ve oğlan evinden çıkarılan birer kadın; davet edileceklerin evlerini dolaşırla ve birer kağıtlı şeker, ya da akide şekeri bırakarak düğüne davet ederler. Çoğu zaman davetiye yerine kullanılan, dağıtılan bu şekerlere OKUNTU denir. Güney, en yakın arkadaşlarına (Sağdıçlarına) mendi! içinde şeker alan genç; kendisini güveyin sağdıç’ı kabul eder. Şehirde ise, bir kimsenin sağdıç olduğu davetiyesinde yazılı olarak belirtilir. Okuntu, bazen herhangi bir giyim eşyası da olabiliyor. Okuntu alan, düğüne eli boş gitmez muhakkak bir hediye götürür.
    Düğün eğlenceleri, kız evinde ve oğlan evinde olmak üzere; iki ayrı yerde ve aynı zamanda devam eder

    a) Kız Evinde Düğün Eğlenceleri

    Kız evinde olan düğüne KINA GECESİ denir. Kadın ve kızlar orada toplanarak eğlenirler. Kızın yakınlarından biri, düğünü idare eder; kızları sırayla düğüne kaldırır.
    Takadon denilen sırmalı elbise veya düğün için giyilen Atlas entari ve üç etek veya diğer şekillerde giyinmiş kızlar; son derece nazlanarak ve güya istemiyormuş gibi oyuna kalkarlar. Çalgıcı kadınların şarkı ve sazlarına ayak uydurarak zeybek ve çeşitli oyun havaları oynarlar.
    Evlenecek çağda doğulları olan annelerin birçoğu böyle günlerde kız beğenirler.
    Eğlentinin devam ettiği sırada, evlenecek genç’in anası ve komşuları topluca kız evine gelirler, bu topluluğa “Oğlan tarafı” da denir. Kendilerine büyük bir konuk severlik gösterilir ve en iyi yerlere oturtu lurlar. Az sonra, gelin iki yengenin arasında olarak odaya girerken kayınvalide ipek halıyı geçeceği yolun üstüne serer ve ayağına sedef kakmalı nalınlarını giydirir (ömür boyu itibar görsün, saltanatı bol olsun dileğiyle bu hizmetini yapar). Bundan sonra geline hoş geldin anlamında elini öptürür ve ziynet eşyalarını geline takarak, hediye aldıklarını da ilave ederek kenara çekilir.
    Gelin, kendisine ayrılmış yere yengeler yardımıyla otururken; gelinin arkadaşları mumların bulunduğu tepsiler, şerbet bardakları, şerbet sürahisi, kına için ibrikler koku için gülâptanlar ve hediyelerle gelirler.
    Çalgıcı kadınlar “Kına türküsü”nü çalarken; gelinin annesi ve yakınları ağlaşırlar. Bu sırada yengeler getirdikleri tabaklardaki kınaları kararlar. Kına karan’ın “başı bütün” (Dul ve kocası ölmeyen kadınlardan
    olmasına dikkat edilir. Karılmış kına’nın bulunduğu tabağa bir mum dikerek misafirlerden para toplanır.
    Bu arada kayınvalide belinde bulunan kırmızı pulllu ve aynı renkli bezi gelinin yüzüne örter, misafirler kınaya para batırırken, bir kısmı da geline para iğneler. Kayınvalide gelin’in alın hizasına parayı tutturur, sonra da çalgıcı kadınlara para iğneler.
    Yengeler ilk önce gelinin ellerine kına yakarlar ve kırmızı örtüsüne takım olan kına bezleri ile ellerini bağlarlar. Sıra ayaklarına gelince, yengeler ilk önce nalınlarını sonra yün çoraplarını çıkararak gelini kayınvalideye teslim ederler.
    Ayak kınaları yakılmaya başlandığı an gelinin arkadaşları şerbetleri ve kokuları dağıtırlar (daima ömrü tatlılıkla geçsin dileğiyle şerbetler içilir). Bu sırada kayınvalide koynundan bir torba çıkarır (torba içinde paralar, nohut, arpa. buğday, bakla, şeker, üzüm vardır) avuç dolusu geline ve misafirlere serper. Bununla da, “Bütün ömrü bolluk, bereket içinde geçin yoksulluk görmesin” demek ister. Bu dileklerle atılanları herkes kapmak ve yemek ya da saklamak için kapışırlar. Kapılan paralar uğur için saklanır, misafirler geline mutluluklar dileyerek düğün evini terk ederler.
    Bir fikir verir düşüncesiyle. Öğretmen İsmail Duruçay tarafından güfte ve bestesi sabit olunan “Kına Türküsü”nü; Bestelenmiş Türküler ve Oyunlar bölümünde sunduk

    b) Oğlan Evinde Düğün Eğlenceleri

    Düğün Perşembe günü olacaksa. Salı akşamı; Pazar günü düğün yapılacaksa Cuma günü akşamı, bir toplantı yapılır, güveyin sağdıçları ve diğer arkadaşları, çevre köylerden gelecek konukları köy köy bölüşürler. Ertesi gün bu işi idare edecek “Bayraktar” de belirtilir. Bayraktar, diğer gençlere göre yaşça en büyük olanıdır.
    Sağdıçların getirdikleri kuzularla yemekler yapılır. Gelen misafirler Bayraktar tarafından karşılanır ve önceden kararlaştırılan evlere gönderilirler ve o evlerde ağırlanırlar.
    Oyunlar Bayraktarın gözetiminde oynanır. Herkes meydanda (köy meydanında) geliş sırasına göre yer alır. Gece lüks lâmbaları yakılarak, meydan aydınlatılır. Dağ köylerimizde bu aydınlatma, büyük odun ateşi yakmak suretiyle olur.
    Oyunlara başlamadan, köy muhtarı veya bekçi alan’a çıkar ve gençlere; “Silah atmak yasaktır”. “Herkes sırasına göre oynayacaktır” şeklinde duyuru’da bulunur. Önce Bayraktar oynar ve daha sonra da; oyuna kalkmak isteyenleri sırasıyla kaldırır. Oyun oynayanların yakın arkadaşları çalgıcılara bahşiş verirler. Böylece, samimiyetlerini belli etmiş olurlar. Eğlenti geç vakte kadar devam eder. Bundan sonra, herkes kendine gösterilen eve gidip geceyi orada geçirir.

    c) Gelin Alma

    Soma’nın Darkale Köyünde geleneksel hale gelen Gelin Alma Töreni
    Kadınlar ve erkekler ayrı, ayrı yerlerde ve aynı zamanda geç vakte kadar eğlendikten sonra; ertesi günü (Perşembe veya Pazar günü) sabahı gelin hazırlanır.
    Özellikle gelin başının hazırlanması, âdeta hüner isteyen bir iştir. Şehir ve yakın çevre köyler hariç; bütün köylerde durum şöyledir; Gelin’in başına bir tabak {ters olarak) konur; bu bir bezle baştan düşmeyecek bir biçimde çene altından bağlanır. Bilâhare, tabağın alt çevresi düzgün bir şekilde tülbentle sarılır. Bu iş bittikten sonra, gelin’in başına büyük bir “Albez” örtülür. Tabağın, hemen alt kısmında çepeçevre sarılı bulunan tülbent”e isabet edecek şekücfe ve albez üzerine; çeşitli büyüklükte altınlar tutturularak, böylece gelin başı çoğu zaman Şeehir4deki kuaförler tarafından yapılır.
    Genel olarak köylerde gelin; “üç etek” denilen elbiseyi giyer. Bu elbisede değişmez renk. kırmızıdır. Bazı köylerde ise gelin, beyaz fistan ve siyah kadife (Sırma ile işlenmiş) ceket giyer.
    Şehir’de ve yakın köylerde gelin kıyafeti, baştan aşağı uzun beyaz bir elbise ve başında duvak biçimindedir bu elbiseye “Gelinlik”de denir.’
    Gelin böylece hazırlanırken bu arada, çalgılar çalmakta devam eder. Diğer yanda, damadın evinde gençler yemek yerler. Sonra davul ve zurna ile, kalabalık bir şekilde kız evine giderler ve evin önünde gençler (Damat da dahil olmak üzere) oyun oynarlar. Oyundan sonra gençler toplu olarak kahveye çay içmeğe giderler bu arada damat evde kendi hazırlığını yapar, traş olur.

    Gençler çaylarını içtikten sonra oğlan evine dönerler. Duruma göre gelin alma zamanı ayarlanır ve ona göre gelin almağa gidilir. Güveyin sağdıçları ve arkadaşları toplu bir halde ve davul zurna çalınarak kız evine giderler kız evinin önünde çalgılar sürekli ve hazin çalarlar. Bu sırada içerde gelin hiç durmadan ağlar.
    Gelin, baba evinden ayrılmadan babasının ve yakınlarının ellerini öper yengeleri tarafından gelin otomobile bindirilir, dağ köylerinde ise gelin, babası tarafından ata bindirilir ve “Gelin alıcı” denilen 5-10 kadın eşliğinde damadın evine gider. Gelin baba evinden ayrıldıktan sonra arkasından kovayla su dökülür.
    Yol boyunca türküler söylenir ve çalgılar çalar. Gelin atla gidiyorken damadın evine vardığında attan damadın babası indirir. Ancak, gelin, kendisine bir şeyler bağışlanmadıkça attan inmek istemez; başka bir söyleyişle nazlanır. O sırada kayınpeder tarafından tarlalar, zeyitnler yada altınlar bağışlanır. Böylece gelin attan inmeğe razı olur Attan indikten sonra kısmeti artsın diye koltuğuna ekmek konur, başına buğday, şeker ile para serpilir ve yağ-bal sürülü eşikten atlıyarak evine girer. Bazı köylerde ekmek yerine gelinin eline bir su bardağı verilir. Gelin kendi eliyle suyu döke döke evine doğru ilerler.
    Gelini getirenlere de ayrı ayrı bahşişler vermek âdettir.
    Gelin eğer otomobil ile damadın evine gitmiş ise; bu halde de damadın babası gelin’i. otomobilden indirir. Aynı şekilde gelin’in başına buğday, şeker ve para serpilir. Damat gelin’i bir buketle evin kapısında karşılar ve eve alır.
    Kısa süre ile gelin ile damadın bir arada oluşuna, halk arasında KOLTUK denir. Koltuk sırasında damat geline bir bilezik takar ve birlikte şerbet içilir. Az sonra sağdıçlar güveyi dışarı çağırırlar ve alıp giderler. Bundan sonra, akşama kadar bütün mahalleli kadın ve genç kızlar gelini görmeğe gelirler.
    Gelin’in damat evinde karşılanışı çoğunlukla böyle olmakta ise de; bazı köylerimizde bu karşılama özellik göstermektedir. Örneğin Cinge köyümüzde durum başkadır. Gelin oğlan evine geldiğinde, at ya da otomobilden İnerken; oğlanın anası gelini sırtına alır ve avluda önceden hazırlanan yerdeki sandalyeye götürüp oturtur. Bundan sonra, özel olarak hazırlanmış susamlı ekmeklerden 1 -2 tanesi; gelinin başı üstünde bölündükten sonra, gelinin kucağına da bir oğlan çocuk oturtulur.
    Bunu kaynana, hala ve yenge gibi yakın akrabaların birlikte oynamaları izler ve böylece düğün son bulur.

    d) Gerdek

    Yatsı olunca güvey camiye götürülür. Namazdan sonra hoca önde olduğu halde tekbirlerle eve gelinir. Ev Önünde dua edilir. Güvey, babasının ve hocanın elini öperek sağdıçları tarafından sırtı yumruklanmak suretiyle gerdeğe girer

    e) Doğum

    Evlenme konusuyla İlgili gelenek ve görenekleri açıkladıktan sonra; sırasıyla doğum, sünnet ve diğer bazı konulara değinip, incelemeye devam edeceğiz. Ancak bunlar, evlenme konusu kadar zengin değildirler.
    Buna rağmen, İlçemiz köylerinde “Doğum” olayının yeri; küçümsenmeyecek kadar büyüktür. Özellikle oğlan doğmuşsa işin önemi daha da artar. Ne var ki, şehir ve yakın çevre köylerde durum; dağ köylerimizden farklılık göstermektedir. Çünkü, dağ köylerimiz çok fakir olduklarından; onların davranışları daha sade bir anlam taşımaktadır. Bu hususu, yeri geldikçe belirtmeğe çalışacağız.
    Ebe (ebe olmayan köylerde, bu işlerden anlayan yaşlı bir kadın) doğumdan sonra, çocuğun göbeğini kesip yıkar ve “Göbek adı”nı kor. O’nu el çabukiuğuyla kundaklar, babasının kucağına verir. Baba ebe hanıma bahşiş verir. Eğer varlıklı ise, ayrı olarak şeker, kahve, kına. sabun hatta başına bir örtü dahi alır. Şehirde de, ebeye ücretten başka hediyeler verildiği olur.
    Baba doğan çocuk “Oğlan” ise, bir koyun veya kuzu keser yemek ve helva yaptırıp; yakın dost ve akrabalarına ziyafet verir. Böylece, bu mutlu günü birlikte kutlamış olurlar, Gelen hısım, akrabalar da çocuğa ve anasına hediyeler getirirler.
    Tabiatiyle hediyelerin değeri, getirenlerin akrabalık derecesine ve zenginlik durumuna göre değişir. Hediyeleri; nazarlık, bir 20′lik altın, çocuğa çamaşır, elbiselik kumaş, kolonya vs. gibi eşyalar teşkil eder. Bunlar, salıncağın ipine kırk gün süreyle yetmediği takdirde gerilecek başka iplere asılı dururlar.
    Fakir ve dağ köylerimizde doğumdan sonra, irmik helvası yaptırılır ve camide “hayır” şeklinde dağıtılır. Buna “Öherene” de denir.
    Gelen yakın akrabalar içinde, çocuğa altın takan olsa bile; çoğu zaman, diğer akrabalar ile konu komşular; çeşitli yiyecekler, tatlılar ve sütlâçlar getirirler. Bu .tatlı ve yemek taşıma işinin 3-4 gün devam ettiği olur.
    Aradan 2-3 günlük bir telaştan sonra, sıra çocuğun adını koymağa gelir, çoğu kez. oğlansa dedesinin adı, kız ise ninesinin adı çocuğa verilir. Baba çocuğu kucağına alır kıbleye döner; sağ kolunda ezan okuyup, sol kolunda kamet getirdikten sonra; “Adını ne koyalım?” diye sorar ve önceden kararlaştırılan adı, üç kere hem sağ ve hem de sol kulağına hafifçe bağırarak söyler. Böylece bebeğe ad konmuş olur.
    Konan “ad”lar hem her zaman bilinen ve söylenen türdendirler. Ancak Darkale Köyü’müzde. erkek çocukların adları sonunda daime “Bey” kelimesi (Adil Bey. Isa Bey gibi) kız çocuklarının ise; “Molla” kelimesi eklenerek (Ayşe Molla, Emine Molla Şeklinde) söylenir.
    Sürekli olarak kız çocuğu olan kimse, oğlan çocuğu beklediği bir sırada yine kızı olursa; bu kere çocuğun adı’nı “Döne” kor. Böylece bundan sonra doğacak çocuğun oğlan olacağına (Şansının döneceğine) inanılır. Bu adet dağ köyledimizde vardır
    Yeni doğan bir çocuğu kırk günlük olana kadar, odasında yalnız bırakmamak adettir, yoksa çocuğa cinler musallat olurmuş. Bunu önlemek içinde çocuğun yastığı altına, bir mushaf (Musaf). bir çakı ve bir parça ekmek kırıntısı; beşiğin ayak ucuna da bir süpürge konur
    Çocuk “Kırk günlük”‘ olunca, çocuğu annesini; yakın akrabalardan olan kadınlar yıkarlar. Çoğu zaman, bebeğin yıkanacağı su (bir kurnanın alacağı kadar su) ipek kumaştan süzülür. Bu süre içinde, suyu aktarmağa yarayan tasta annenin altın yüzüğü bulundurulur. Böylece bezden geçirilen sudan, kırk tas su çocuğun başından aşağı dökülür ve “kırklama” işi tamamlanır.
    Bebeğin kırklanmasından sonra, anne yıkanır ve diğer kadınlar da banyo alıp çıkarlar. Banyodan sonra kadınların topluca yemeğe oturması ve yemek yemeleri âdettir. Sofraya konan yiyecek ve meyveler, gelen kadınların yanlarında getirdikleri yiyecek ve meyvelerdir.
    Yemek yedikten ve sofra toplandıktan sonra çocuk; ninniler ile (önce annesi ve bilâhare diğer kadınlar söyleyerek) uyutulur. Ancak, beşiğe yatırılmadan önce; çocuğun iki kaşı arasına Zebat taşı ile hafifçe basılır, kaşları gür olsun diye. Nazar değmemesi için de bebeğin yanağına parmak ucuyla kara sürülür. Ertesi gün çamaşır yıkanır.
    İlçemiz Darkale (Tarhala) köyünde ise; bebeği görmeğe giden kadınlar; yanlarında pamuk içinde ve yün bir bez parçasına sarılı bir yumurtayı götürürler. Bunun yapmakla çocuğun; yumurta gibi güzel, pamuk kadar ak ve koç gibi kuvvetli olacağına inanırlar. Eğer çocuğu kucağına alan kadın, aşırı derecede sevmiş oiursa; o kadının entarisinin eteğinden bir iplik çekilip yakılır. Daha doğrusu bunu, misafir kadının düşünüp yapması (ipliği vermesi) gerekir. Böylece nazar çövmemiş {nazar değmemiş) olur.
    Bütün bu işler bittikten sonra anne çoccuğunu alarak kendisine gelenlere gider. Buna “Kırk gezmesi” de denir.

    Darkaleli gençler tarafından düğünlerde oynanan Dörtel oyunu

    SÜNNET

    Şehir ve köylerdeki, bu konu ile ilgili gelenek ve görenekler fazla farklılık göstermez. Ne var ki, şeh­re geldikçe bu işler daha masraflı; dağ köylerine gidildikçe daha sade bir şekilde yapılır ve adetler (tö­reler) uygulanmış olur.

    Eski Yapılan Sünnet Töreninden Bir Görüntü

    Şimdi, sünnet ile ilgili ayrıntılı bilgileri sırasıyla açıklamaya çalışacağız.
    Ev halkı, çocuğun sünnet işini birlikte görüşüp; zamanını ve yapılacak işleri kararlaştırır. Bu hazırlık­ların bazen 1-2 ay kadar devam ettiği olur.
    Çoğu zaman sünnet düğünleri, sonbahara yakın aylarda yapılır. Başka söyleyişle havanın çok sıcak ol­duğu aylarda sünnet düğünü yapılmaz. Gün olarak, pazar günü tercih edilir. Çünkü, ne de olsa tatil gü­nünde insanların bir araya gelmesi çok daha kolay olmaktadır.
    Cumartesi gecesi sünnet olacak çocuğun eline ‘”Kına yakılır” ve o gece kadınlar kendi aralarında bir eğlenti yaparlar. Şehirde, davetiyede bu hususun ayrıca belirtilmesi adettir. Köylerde davet olunacakla­ra bu hususlar sözlü olarak söylenir ve o geceye “Kına gecesi” denir.
    Ertesi gün çocuk hazırlanır beyaz entari (yandan yırtmaçlı) ile şapkası giydirilir ve öylece camiye gö­türülür. Camide mevlüt okunduktan sonra, öğlen namazı kılınır ve topluca cemaat; sünnet düğününün olacağı eve doğru hareket eder. Sünnet olacak çocuk, seccade örtülü bir atın üzerine oturtulmuş olarak ve davul zurna ile götürülür. Ancak, çoğu köylerimizde de çocuk eve döndüğünde; üzerine akraba ve ya­kınları para iliştirir ve öylece kısa bir gezinti daha yapılır, eve dönülür. Bundan sonra çocuk sünnet olur.
    Şehirde sünnet olduktan sonra, çocuğa hediyeler getirilir ve bunlar bir masanın üzerine konur. Yal­nız, para ve kol saati gibi şeyler çocuğun kendisine verilir.

    Eğer sünnet olacak çocuk tek ise, ayrıca bir horoz ya da bir kuzu kesmek âdettir. Akşam olunca ya­kın akraba ve tanıdıklara yemek verilir. Ayrıca saz, çalgı (zenginse) oyun havaları türküler şarkılar çal­mak suretiyle çocuk eğlendirilir. Mümkün olduğu kadar hoş tutulur. Sünnet ile ilgili gelenek ve görenek­leri böylece özetlemiş olduk.

    BESTELENMİŞ TÜRKÜLER

    Darkale Köyü’müzde oldukça uzun. söylenmesi ve oynanması yaklaşık 2 saat süren bir türkü vardır. bu türkü tamamen Darkale’ye aittir. Bu türkü, başta oturularak söylenen “YÂRE” türküsü ile; hareketli bölümü teşkil eden “DÖRTEL OYUNU” nu kapsar. “YARE” türküsü, köye ait önemli tarihi olayları dile getiren; bestelenmiş bir türküdür ve oyundan önce söylenen, adeta bir başlangıcıdır. Bilahere. türküden sonra “DÖRTEL” denen oyuna geçelim. Oyun kalabalık iki ekip tarafından oynanır. Söylenen ve oynanan kısım dahil, tespit edebildiğimiz yetmiş’e yakın kıt’a vardır. Bu kıtalar bazen manileri andırır, bazen de üçlük, beşlik ve yedilik kıt’alar şeklindedir. Oyun kısmı da. sık değişen figürleri kapsamaktadır. Yer imkansızlığı nedeni ile, bütün türküyü buraya alamamaktayız. Bu oyuna Tarhala Baranası adı da verilmektedir. Barana havalan sözleri ve oyunları ile ülkemizde başlı başına bir ekoldür. Yirmibeş türkülük bu oyunların kendine özgü figürleri de vardır. Enstürüman olarak ise darbuka, cura ve tef den oluşmaktadır. Bugün Darkale Köyü’nün yaşlılarından bazıları bu oyunları figürleri ve ritmiyle gayet güzel oynayacak durumdadır.

    Tarhala Baranası ve Dörtel oyununun bazı kıtaları aşağıdaki gibidir:

    Darkaleli gençler tarafından düğünlerde oynanan Dörtel oyunu
    Karafilim budama
    Safa geldin odama
    Eğil bir şeftali ver adama,
    Haydindi haydindi durma buradan gidindi gidindi.
    Karanfilim saksıda
    Bir yâr sevdim Aksuda Aksuda.
    Yâr seni bulayım akşam ile yatsıda.
    Haydindi haydindi durma buradan gidindi gidindi.

    Kahve Yemenden gelir Bülbül çeşmeden gelir Güzel olan hanımlar Hergün hamamdan gelir Aman kınalı ellim sevdiğim. Aman nereden gelirsin?

    Gittiğim bağlar arası, ah aman aman, Ardında ağlar anası. Sevdikçe sardıkça ballar olası En küçüğü yâr benim olası.
    Yavrum merdivenden inerken görmüşler.
    Ayağına kına yaktı kınasından bilmişler.
    Hem billahi bilmişler.
    Aman seni bana beni sana vermişler.
    Aman çekip gelir allı ceylan, o ceylan o ceylan
    Hem billahi o ceylan aman

    Karacahisar ve Akçaavlu köyleri ve çevrelerinde; oynan oyunları, kısa oldukları için aynen buraya alıyoruz. Bunlardan-”Bağ tığan’ı” daha çok bestelenmiş manilerden meydana gelmiş olup; diğeri “Yandım Asam” oyunu ise, bestelenmiş bir türkü niteliğindedir.

    Önce Bağ Tığan’ı oyununu, sonra da Yandım Asam oyununu sunuyoruz.


    Bağ Tığan’ı
    Basma yeleği giydiremedim.
    Yüzünü yönüme döndüremedim
    Bir anası inanıyor.
    Onun kolları dolanıyor.
    Kalede keklik kovarım
    Düştüm dizim ovarım
    Oğlan üzme beni
    Seni küçükten severim.
    Kaleden indir beni
    Kağnıya bindir beni
    Kapılar kilitli ise
    Bacadan indir beni.
    Fesliyen’im biçim biçim
    Ben ağlarım yâr için
    O yar beni seviyor
    Ben ölürüm onun için
    Yandım Asam
    Bir çeşit tava, içinde pekmez yapılan küçük kazan.
    Yandım Asam
    Oof karyolamın demiri
    Yandım Asam o yâr da benim olmazsa
    Yandım Asam öldürürüm kendimi
    Oof taka yelek giydiremedim
    Yandım Asam yönünü yönüme döndüremedim.
    Oof selvideki kuşa bak
    Yandım Asam gözümdeki yaşa bak
    Oof bu sene evlenemezsem
    Yandım Asam seneye kış’a bak
    Oof durun yengeler durun
    Yandım Asam oğlunuza kız bulu

    Bestelenmiş Türkü Örnekleri

    Coğrafya

    Manisa iline 94 km, Soma ilçesine 3 km uzaklıktadır.

    İklim

    Köyün iklimi, Akdeniz iklimi etki alanı içerisindedir.

    Nüfus

    Yıllara göre köy nüfus verileri
    2007
    2000 217
    1997 178

    Ekonomi

    Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

    Muhtarlık

    Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

    Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

    2004 -
    1999 -
    1994 -
    1989 -
    1984 -

    Altyapı bilgileri

    Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

    • Comments Off